Ocak
More actions
Ocak, Kızılbaş inanç yapısının ve sosyal düzenin temelini oluşturan kurumlarından biri olan olan dedelerin manevi silsilesini ve soyunu ifade eder.[1] Ocakların meşruiyetinin dayanağı seyitlik iddiasına dayandırılsa da, bir ocağın özgün kimliğini kazandıran tek unsur bu değildir. Ocakların şekillenmesinde seyitliğin yanı sıra, genellikle daha yakın dönemlerde yaşamış önemli bir şahsiyetin soyundan gelmek belirleyici bir role sahiptir. Nitekim ocak isimleri de Muhammed’e uzanan ana silsileden ziyade, bu tarihsel kurucu figürlerden alınmaktadır.[2]
Ocakların işlevi
Ocak yapısında; toplumsal ve dini yaşam, talipler ile dedeler arasındaki inanç bağı çerçevesinde biçimlenir. Nüfusun büyük bölümünü oluşturan talipler, dini süreçlerde daha çok öğrenen ve uygulayan konumundadır; bu nedenle ibadet ve erkanın sürdürülmesinde dedelerin rehberliğine ihtiyaç duyarlar. Dedeler ise hem dini liderliği hem de sosyal düzeni sağlayan ana aktörlerdir.[2] Dede ile talip arasındaki ilişki tamamen soya dayalı ve doğumla kazanılan bir bağdır. Birey, içerisine doğduğu ocak vasıtasıyla rehberini otomatik olarak belirlemiş olur ve kendi arzusuyla mensup olduğu ocağı değiştirme imkânına sahip değildir; ancak aynı ocak çatısı altında farklı bir dededen görgü alma hakkı bulunur.[3]
Ocakların oluşumu
Ocak sisteminin tarihsel olarak ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı konusunda araştırmacılar ve gelenek içi aktörler tarafından dört temel tez ileri sürülmektedir.[4][5] Birinci tez, ocakların Hacı Bektâş-ı Velî döneminde ve onun irşadı doğrultusunda kurulduğunu savunur.[4] İkinci tez, ocakların Hacı Bektâş-ı Velî'den çok daha önce, Ali ve On İki İmam soyundan gelen ailelerce Anadolu'ya geliş sürecinde kurulduğunu belirtir; nitekim Ağuiçen ocağı belgelerinde Hacı Bektâş'tan yaklaşık üç yüz yıl önceki Tac'ül Arifin Ebû'l Vefâ geleneğine atıflar yapılmaktadır.[5] Üçüncü tez, ocakların 16. yüzyılda Safevî Devleti'nin kuruluşu ve I. İsmail dönemi sonrasında biçimlendiğini öne sürer.[4] Kızılbaş kökenli ocakların en azından Safevî döneminde Erdebil Dergâh'ına bağlı olduğu söylenebilir.[6] Dördüncü tez ise Anadolu'ya göç eden Türkmen boylarının dinsel ve siyasal liderleri olan Türkmen babalarının zamanla ocakzâde dede ailelerini oluşturduğunu ifade eder.[4][5]
Bir ocağın kurucu unsurunun meşruiyetini On İki İmam vasıtasıyla Ali'ye ve ardından Muhammed'e bağlayan seyitlik iddiası ve ayrıca silsile içerisinde önemli bir şahsiyet haricinde. Ocağın ismini aldığı bu önemli şahsiyetin genellikle keramet göstermiş olmasıdır; Ağuiçen'in zehir içmesi, Baba Mansur'un cansız duvarı yürütmesi, Hubyar Sultan'ın kızgın fırına girmesi gibi örnekler bunun için verilebilir.[7] [8] Bunun haricinde Çelebi ailesine bağlı ocaklarda ise Hacı Bektâş Dergâhı'nda veya yolda gösterilen üstün hizmetler karşılığında irşad görevi alınması bir ocağın meşrutiyetini gösteren unsurlardandır.[4]
Ocak hiyerarşisi
Parçalı Hiyerarşik Model

Rıza Yıldırım'ın Geleneksel Alevilik eserinde aktardığına göre parçalı hiyerarşik modele göre Kızılbaş toplumu, birbirinden bağımsız ve kendi içinde piramidal bir yapı oluşturan hiyerarşik öbeklerden meydana gelmektedir. Bu yapının en üst noktasında mürşit ocağı yer alırken, onun altında pir ocakları ve en alt kademede ise bu ocaklara bağlı talip toplulukları bulunmaktadır. Modelde Dede Garkın, Baba Mansur, Ağuiçen, Hacı Bektaş ve Hasan Dede gibi sınırlı sayıdaki ocak mürşit ocağı olarak kabul edilir ve bu ocakların altında Şah İbrahim Veli ile Ali Seydi gibi pir ocakları sıralanır.[9]
Bu model, Alevi örgütlenmesini açıklamakta birtakım mantıksal ve pratik zorluklarla karşılaşmaktadır. Alevi inanç sisteminde dinî niteliklerin bireylere değil soy gruplarına ait olması kuralı gereği, bir soy grubu kendi içinde mürşit ve talip olarak ayrılamaz. Mürşit ocağı mensubu bir dedenin manevi arınmasını yine kendi soy grubundan birinin yapması bu ilkeye aykırılık oluşturmaktadır. Ayrıca saha verilerinde Dede Garkın Ocağı'nın da Garip Musa Ocağı'na göründüğüne dair aktarımların bulunması, mürşit ocaklarının bağımsızlığı fikriyle çelişmektedir.[9]
Döngüsel Sarmal Model
Yine Rıza Yıldırım'ın aktarımına göre döngüsel sarmal model, piramidal ve dikey hiyerarşiyi reddederek yatay bir örgütlenme yapısını savunmaktadır. Bu model, talip-pir-mürşit zincirine ek olarak Alevi inanç sistemindeki "Er erden seçilmez" prensibini merkeze alır. Model doğrultusunda ocaklar arasındaki bağ üstünlük veya hiyerarşi ifade etmez, ilişki tamamen işlevseldir ve yatay bir halka zinciri şeklinde ilerler.[9]
Bu yatay halka düzeninde her bir ocak, kendisinden iki önceki halkanın mürşidi, bir önceki halkanın piri ve bir sonraki halkanın talibi konumundadır. Talip toplulukları ise bu döngüsel zincire dışarıdan dahil olurlar. Yüzyıllar boyunca ocaklar arası ilişkilerin son derece karmaşık bir yapı kazanmış olması nedeniyle, döngüsel sarmal modelin Alevi toplumunun tamamında tam olarak nasıl işlediğini doğrulamak için daha geniş kapsamlı saha araştırmalarına ihtiyaç duyulmaktadır.[9]
Kaynakça
Parantez içi atıf
- ↑ Yaman, 2006, s. 24
- ↑ 2,0 2,1 Yıldırım, 2008, ss. 228-229
- ↑ Yıldırım, 2008, s. 232
- ↑ 4,0 4,1 4,2 4,3 4,4 Yaman, 2006, ss. 58-59
- ↑ 5,0 5,1 5,2 Çelik & Kırteke, 2017, ss. 123-124
- ↑ Yıldırım, 2008, s. 233
- ↑ Yaman, 2006, s. 60
- ↑ Çelik & Kırteke, 2017, s. 125
- ↑ 9,0 9,1 9,2 9,3 Yıldırım, 2008, ss. 239-243
Alıntı
- Yaman, A. (2006). Kızılbaş Alevi ocakları (1. baskı). Elips Kitap.
- Yıldırım, R. (2018). Geleneksel Alevilik. İletişim Yayınları.
- Çelik, H., & Kırteke, S. (2017). Alevî/Kızılbaşlık’ta ocak kültü. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, (81), ss. 115-132.